Kamuoyunda "Çerçeve Yasa" adıyla bilinen ve Meclis Genel Kurulu'ndan geçerek yasalaşan düzenleme, Türkiye'nin devlet yapısı ve adalet sistemi açısından tarihi bir yol ayrımına işaret etmektedir. Bir hukukçu, bu toprakların değerlerine gönülden bağlı bir milliyetçi ve Atatürk ilkelerini kendisine rehber edinmiş bir Türk aydını olarak; bu yasal adımı hem hukuki boyutuyla hem de devletimizin geleceğine olası etkileriyle derin bir endişe içinde değerlendiriyorum.
Bizim hukuk anlayışımızda devlet, süslü söylemler veya geçici siyasi uzlaşılar üzerine değil; sarsılmaz bir adalet ve hukuk düzeni üzerine inşa edilir. Milliyetçilik ise bağımsızlığı, egemenliği, milli birliği ve terörün her türlüsüyle tavizsiz mücadeleyi amansız bir ilke olarak kabul eder. Meclis'ten geçen son metne detaylıca baktığımızda, kamuoyuna "toplumsal bütünleşme" ambalajıyla sunulan sürecin, özünde hukukun evrensel ilkeleriyle bağdaşmayan ve milletin adalet vicdanında kanayan yaralar açmaya aday ciddi çatlaklar barındırdığı görülmektedir. Türkiye Cumhuriyeti, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün temellerini attığı üzere üniter yapısı ve kanun önünde eşitlik ilkesiyle ayakta duran bir hukuk devletidir; bu yapıyı esnetecek her türlü yasal düzenleme uzun vadede devlet otoritesinin erozyona uğramasına zemin hazırlar.
Cezasızlık Algısı ve Devletin Üniter Yapısındaki Kırılmalar
Ceza hukukunun en temel amacı, işlenen suçun cezasız kalmamasını temin etmek ve toplumdaki adalet duygusunu taze tutmaktır. Belirli koşullar altında denetim ve takip süreçleriyle ceza sorumluluğunun ertelenmesi, dondurulması veya tamamen ortadan kaldırılması, kamu düzeninde son derece tehlikeli bir "cezasızlık algısı" yaratmaktadır. Örgütsel yapılara bulaşmış veya suça karışmış kişilere sağlanan bu nevzuhur hukuki güvenceler, ömrünü ve canını bu vatanın bağımsızlığına ve birliğine adamış milyonlarca vatandaşımızın adalet duygusunu ağır şekilde zedelemektedir. Terörle mücadelede tek geçerli yöntem terör örgütlerinin amansız ve şartsız bir şekilde tasfiyesidir; siyasi esneklikler üzerinden hukuki ayrıcalıklar üretmek devletin itibarını zayıflatır.
"Milli bütünlük ve toplumsal barış, adaletten ve Anayasa’nın temel ilkelerinden taviz verilerek sağlanamaz. Atatürk'ün gösterdiği muasır medeniyet hedefi; terörle kararlı mücadeleden, hukukun üstünlüğünden ve milli egemenlikten asla ödün vermemeyi gerektirir."
Kamu Görevlilerine Sorumluluk Muafiyeti ve Hukuk Devleti İlkesi
Kabul edilen yasa metninde göze çarpan bir diğer kritik unsur ise süreç kapsamında görev alacak kamu yetkililerine getirilen geniş kapsamlı hukuki, idari ve cezai sorumluluk muafiyetidir. Anayasal bir hukuk devletinde hiçbir yetkili, makam veya merci denetimden ve hukuki sorumluluktan tamamen bağımsız kılınamaz. Yetkinin olduğu yerde sorumluluğun da bulunması, hukuk devletinin vazgeçilmez amir hükmüdür. "Toplumsal barış" veya "bütünleşme" gibi kavramlar ne kadar parlak sözcüklerle sunulursa sunulsun, Anayasa'nın ruhuna ve Türk milletinin tarihsel devlet tecrübesine aykırı adımlar meşrulaştırılamaz. Bir hukukçu ve milliyetçi olarak, bu yasanın uygulamada doğuracağı vahim sonuçları yakından takip etmeye ve doğruları tavizsiz bir şekilde dile getirmeye devam edeceğim.
Yasal Uyarı
Bu makaledeki analizler, görüşler ve bilgiler genel bilgilendirme amacıyla paylaşılmıştır; doğrudan hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır ve bir avukat-müvekkil ilişkisi oluşturmaz.